MÜKEMMELİYETÇİLİK HAKKINDA...


Kimimiz çalıştığı işte kendisini çok zorlar ve zihninde kurduğu ‘en iyi’yi yapmaya çalışır. Kimimiz aynı zorlamayı derslerinde gösterir ve bir not aşağısını bile kabul edemez. Bu sırada bir başkası kilosuyla veya yediği içtiği gıdalarla ilgili olarak aşırı bir uğraş içindedir. Yaptığı sporda kendisini normalden fazla zorlayabilir. Bir başka örnek ise saçı ve giyimi ile çokca uğraşan bir kişi olabilir; bu kişi saçının bir telinin bile istemediği şekilde durmasına tahammül edemez.


“Ben bu konuda biraz mükkemmelliyetçiyim” ifadesini çevrenizden; okuldaki bir arkadaşınızdan, bir iş arkadaşınızdan veya amirinizden duymuşsunuzdur. Belki de kendinizi böyle tarif ediyor olabilirsiniz. Aman dikkat diyorum bu noktada. Çok masumane gibi duran bu kavram, bazılarımız tarafından olması gereken bir özellikmiş gibi bile kabul edilebiliyor.  Peki bir işi gerçekten iyi yapmaya çalışmak ile mükkemmelliyetçilik arasındaki denge nasıl bozuluyor? Tehlike nerede başlıyor?


Bu konuyu eğer kendinize yönelik düşünüyorsanız, birazdan vereceğim örneği kendi üzerinizden değerlendirebilirsiniz. İçerik ya da örnek ne olursa olsun, gösterilen davranışlar hemen hemen benzer olduğu için  kendinizle ilgili doğru tespitler yapacağınıza inanıyorum. Eğer öğrenciyseniz dersiniz için bir proje ödevi verilmiş olsun; ya da çalışıyorsanız işyerinde size bir proje/iş verildiğini düşünelim. Öncelikle, zihninizde o en iyiyi yapma düşüncesi hemen hemen her zaman yer ettiği için, daha iş verilir verilmez sizin için kaygılı süreç başlayacaktır. Size göre bu proje çok farklı, eksiksiz, tamamen hatasız olmalıdır. Ama hatasız derken hepimizin anladığı şekilde değil de, genelde kendinize göre bir hatasız olma kavramı gelişir. Kafanızda kurduğunuz,  ideal bir başarı kavramı vardır. Eğer proje böyle olmayacaksa, hiç olmasın daha iyi diye düşünürsünüz. Çünkü size göre ya siyah ya da beyaz vardır. Gri olanı kabullenmek zor gelir. Bu sırada projenin teslim tarihi yaklaşmaktadır. Nasıl başlayacağınızı planlamak zor olmuştur. Bir şekilde planlayıp başladığınızda ise bu sefer iyiyi yapma endişesiyle ayrıntılara dalarsınız; hatta bunu ayrıntılarda boğulmak olarak ifade edebiliriz. Bu ayrıntı herşey olabilir; ancak, ayrıntılar sizi projenin asıl amacından koparacak biçimdedir. Mükemmelliyetçilikteki önemli bir nokta şudur: Normalde bir işi/ödevi yaparkenki süreçte öğrenilenler önemlidir ve yapılan işten keyif alınır. Ancak mükemmelliyetçilikte bu böyle değildir. Sürecin hemen hemen her anı kaygı içinde geçer; kişi için eziyet verici niteliktedir. Bununla birlikte kendi performansınızdan hiç memnun kalmazsınız ve sadece sonuca odaklanırsınız. İnsanların yapacağı yorumlar, iş hakkında ne düşünecekleri ve daha birçok durum kafanızı meşgul edecektir. Bu süreçte kendinizi çok yorarsınız. Sonuçta istediğinize yakın bir iş elde etseniz bile bundan yine de memnun ve tatmin olmazsınız ve bu sürecin sonunda hem fiziksel olarak, hem de ruhsal olarak ciddi düzeyde yıpranmış olursunuz. Tüm bunlar ise sizi depresif bir sürece sürükleyebilir. Çünkü performansınızla ilgili duyduğunuz rahatsızlık kendinize olan güven duygunuzu da sarsacaktır ve sizi mutsuz edecektir.


Mükemmelliyetçilik konusunu yapılan bir işle ilgili olarak ele aldım. Mükemmelliyetçilik bir kişilik özelliği olarak kabul edilir. Bu kişiler dışardan onay almaya ihtiyaç duyarlar çünkü çevrelerinin tepkileri  onlar için çok önemlidir. Yapılacak işlerle ilgili olarak ayrıntılı planlar yaparlar. Kararsızlık yaşamlarında oldukça belirgindir. Hem kendilerini hem de çevrelerindeki kişileri belirli kriterler üzerinden eleştirirler. Yaşamlarındaki kişilere müdahale etmek isterler.  


Düşünürseniz bu kişilik özelliklerinin bir yaşamı zorlaştıracak birsürü yanını bulabilirsiniz. Sizi yaşamdan ruhsal olarak koparır. Ayaklarınızın yere bastığını hissetmezsiniz. Zihniniz bulutludur. Yaptığınız işlerden keyif almazsınız...


            Peki böyle bir durum varsa bunu nasıl düzelebilir? Öncelikle mükemmelliyetçi olmaya ilişkin birtakım düşünce kalıpları vardır. Bunun en belirgini, ‘meli malı’ düşünce biçimleridir. Bir başka ifadeyle, işleri olduğu gibi kabullenmek yerine siz  kendinizce olması gerektiği şekline odaklanırsınız sürekli olarak. Bu nedenle de zihniniz birçok olumsuz düşüncenin saldırısına açık hale gelir. Öncelikle bu olumsuz düşüncelerin tespit edilip, biraz yumuşatılması gerekmektedir. Bu düşüncelerle başa çıkabilme yolları öğrenilmelidir. Bununla birlikte, bu düşünce biçimlerinin devamında ortaya çıkan ve alışkanlık haline  gelmiş davranışlarınız vardır. Bunlar çoğunlukla sağlıksız davranışlardır. Yine bunların tespiti ve değiştirilmesi çok önemlidir. Özetle; bu süreçte yapılması gereken şudur: ‘Herşey istediğiniz gibi, sizin ölçütlerinize göre olmalı’ şeklinde olan yaklaşımınıza karşın, birşeylerin biraz eksik, biraz farklı kalmasına izin verebilmelisiniz. Başlangıçta size imkansız gibi görünen bu durumu yavaş yavaş alışkanlık haline getirdiğinizde, kendinizle ilgili yüzünüzü gülümsetecek, size huzur verecek gelişmeler elde ettiğinizi göreceksiniz.    


          Son önemli bir not olarak şunu eklemek isterim: Mükemmelliyetçi bir yapıdaysanız eğer, stresle başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi edinmenizi öneririm. Bu ufak, pratik yöntemleri günlük yaşantınızın her anında uygulayabilirsiniz. İstikrarlı bir şekilde uygularsanız, yavaş yavaş, davranışlarınız üzerinde derin ve kalıcı etkileri olduğunu göreceksiniz. 




 



 



< GERİ DÖN