AŞK ACISI


               “Acı çekiyorum galiba. Çünkü göğsümde bir baskı, bir korku. Kollarım kalkmıyor sanki. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bunlar acı değil mi? Ruhum acıyor. Bir panik hissettiğim... Bu sefer onu kaybedeceğim galiba. Bu sefer gidecek kesin.”

Sevilenin/aşık olunanın gitmesi sonucu ya da gidecek olma olasılığıyla bile  ortaya çıkan acının, insan zihninde nasıl yaşandığının bir sınırı yoktur. Farklı kalplerde ve zihinlerde çeşitli şekillerde yaşanabilmektedir. Bu çeşitlilik niye olmaktadır? Niye bazen aşk acısı daha derin olmaktadır?

                Bunun bir sebebi; bazı insan zihninin o acıyı yaşamakta daha ısrarcı olmasıdır. Bu durum, özellikle melankolik yapıda (depresif kişilikte) olanlarda görülür. Melankolik bir kişi genellikle yalnızlığı ve kederlenmeyi seçmektedir. Böylece (istemeden de olsa), karşısına çıkan durumlarda endişeyi ve acıyı daha çok yaşayacağı durumlara doğru çekilir. Öbür türlüsünü nasıl yapacağını belki bilmemektedir. Bilse de, zaten tercihi genelde kendisini soyutlamaktan yana olmaktadır. Böylece daha fazla yalnız kalacak, daha çok düşünecek, daha çok hissedebilecektir acıyı. Ancak bu depresif kişilik, patolojik bir boyuttaysa eğer, o zaman depresyon bir risk olarak hep orda olacaktır.

            Bir de melankolik yapıyı, halk arasında geçtiği şekliyle anlatmak istiyorum. Yani, yukarıda bahsedilen gibi patolojik depresif bir karakter olarak değil; normal bir karakter özelliği olarak... Bazı kişiler derin düşünmeyi severler. Daha hassas bir yapıları vardır. Aşk olsun, özlem olsun, bunu derinden hissetmeyi isterler. Buna aşk acısı da dahildir. Hatta kimisi şiir yazar, resim yapar ya da beste yapar. Bir ilişki sonlanınca, yaşadığı acıyı sanatsal bir aktiviteye taşır. Aslında acı, acıdır ama bu mizaçtaki kişiler için artık yanında olmayan sevgiliyi hüzünlü bir şarkı sırasında hayal etmek bir yandan zevk de vermektedir. Israrla daha fazla düşünmeyi ister. Bu, aynı zamanda onun acıyla başa çıkış tarzıdır  ve aslında, acıyı hafifletme anlamında bazen işe yaramaktadır. Tabii, her zaman bir dozu olmalıdır. Ama siz de tahmin edersiniz ki; bu kişiler duyguyu daha derin yaşarlar.

            Neden aşk acısı bazen daha derin olmaktadır? Sebeplerimize devam edecek olursak... Biraz da ilişkinin yapısına bakmak gerekir. Daha uzun süre devam etmiş, içinde daha fazla anı barındıran ve birlikte geçirilen sürenin nispeten yoğun ve kaliteli varsayıldığı ilişkilerin bitmesinin ardındaki acı daha zorlayıcı olabilmektedir. Ama süre her zaman en etkili sebep değildir elbette. Çünkü bazen, bir ya da iki ay sürmüş ve bitmiş bir ilişkinin ardından normal yaşantısına devam etmekte zorlananlar da olmaktadır. Ama yine de genel olarak sürenin önemli bir etken olduğunu varsayabiliriz.

            Ortada bir ilişkinin olması, o iki kişinin birbirini mutlaka seviyor olduğunu göstermemektedir. Bazen taraflardan yalnızca birisi aşkı/sevgiyi yaşamaktadır (tek raraflı durum); bazen her iki tarafta da hoşlanma olmasına karşın devamında bir aşk gelişmez. Bazen ise ilişkide aşk vardır ve bu karşılıklıdır. Bu durumlardan hangisinde ayrılık acısı en fazla yaşanır diye düşünürsek; aşkı gerçekten hisseden kişide bunun daha yoğun olmasını bekleriz. Ama bu konu aslında karmaşık bir konudur. Aşk varsa, acı daha yoğundur gibi bir genelleme yapsak da hemen şunu eklemek isterim: Bazı kişilerin ilişki anlamında bağımlı bir yapıları vardır. Örneğin; bu kişi ilişkisinde sevgilisine karşı bir aşk hissetmemesine rağmen, bir ayrılık yaşandığında bundan ciddi anlamda etkilenir. Onsuz nasıl yaşarım kaygısına düşer. Bu kaygı, onu gerçekten sevmiş olmaktan kaynaklanmaz. Kendi içindeki güvensizlik duygusundan, yalnızlık korkusundan doğan bir durumdur. Bu kişi, bir birey olarak kendisinden hoşnut değildir, kendisiyle başbaşa kalmayı sevmiyordur ve mutlaka bir ilişkisi olsun istiyordur; ancak ve ancak yanında birisiyle var olduğunu hissetmektedir. Böyle bir kişiyi dışardan gözlediğinizde, sevgilisine derin bir sevgi beslediğini düşünebilirsiniz ama gerçekteki durum bu değildir. Yalnızca sevgilisine bağımlı bir hale gelmiştir. Böyle durumlarda da, bu yapıdaki kişiler için ayrılık ile başa çıkabilmek çok zor olmaktadır. Bu kişiler için en büyük risk ise şudur: Sırf ilişkinin bitmemesi adına, belki yanlış kişiyle, yanlış bir ilişki sürdürülmektedir ve “acaba, bu kişi benim için doğru kişi mi, bu ilişki sağlıklı bir ilişki mi?” sorusu maalesef aklına gelmemektedir. Aynı şekilde; şu konuda da dikkatli olunmasını öneririm: Sevgilinizin sizi kaybetme korkusu yaşıyor olması ve bunu size her an hissettiriyor olması, onun sizi mutlaka sevdiğini göstermez. Size karşı hissettikleri gerçek bir sevgi mi yoksa onun bağlımlılık ihtiyacından mı doğmaktadır? Bunu anlamaya çalışmalısınız.

            İlişkinin nasıl bittiği, sonrasındaki duyguları etkiler mi acaba? Gerçek bir sevgi olmasına karşın, bazen aile ya da başka dış sebepler nedeniyle bitmeye zorlanan ilişkilerde de taraflar derin duygusal yaralar alabilmektedirler. Bununla birlikte, beklenmedik bir şekilde, birden biten ilişkilerde de aynı zorluk geçerli olabilir.

            Ve, biten bir ilişkinin ardından yola nasıl devam edildiği... Duygularla başa çıkabilmede son derece önemli bir konu vardır: Bastırma. Bastırma, içimizdeki olumsuz duyguyu rahatça yaşayamadan, hissedemeden onu başka şeylerle doldurarak ya da kamufle ederek hissetmemeye çalışmaktır. Bunun işe yarayacağı düşünülür. Ama çok yanlıştır. Şöyle açıklayayım: Biten bir ilişki sonrasında kimilerinde intihar riskiyle birlikte klinik bir depresyon ortaya çıkar. Böyle durumlarda kesinlikle bir psikiyatri doktorundan yardım almak gerekmektedir. Ama patolojik bir depresyonun olmadığı durumlarda, gereksiz ilaç (antidepresan) kullanımı, yaşamanız gereken bazı duyguların bastırılmasına sebep olabilir. Halbuki, bir ilişkiniz bitmiştir ve doğal olarak, bir süre onun üzüntüsünü yaşamanız gerekiyordur. Ama ilaç buna engel olur. Bunun devamında ilacı bıraktığınızda, bastırılmış duygular, daha zarar verici bir şekilde karşınıza çıkabilir. Yanlış ilaç kullanımı dışında neler bastırmaya sebep olabilir? Örneğin, biten ilişkiniz hakkında hiç kimseyle konuşmamak. Bu da yine içinizdeki duyguları serbestçe yaşamanıza ve salıvermenize engel olacaktır. Karşınıza çıkan herkese ilişkinizden bahsetmek de doğru bir yaklaşım değildir. Ama özel olarak seçtiğiniz ve sizi dinleyeceğine inandığınız bir ya da iki kişiye duygularınızdan, üzüntünüzden mutlaka bahsediniz. Biten ilişkinizin ardından, resimleri ve hatırlatıcı herşeyi apar topar ortadan kaldırmak da yanlıştır, uzun süre saklamak da... İlişkiniz sonlandığında kısa bir süre içinde(örneğin birkaç hafta), bu resim vb anılarınıza son birer defa daha bakarak, onlarla vedalaşarak ortadan kaldırmanız uygundur. Onları daha fazla saklamak ise acıyı gereksiz yere uzatabilmektedir. Ve, burada bahsedilecek önemli bir durum ise, ayrıldığınız kişinin sizden sonra ne yaptığını takip etme konusudur. Bunu, ayrılmanın hemen sonrasında, en kısa sürede kesmeniz daha iyi olacaktır. Facebook, email vb hesaplar üzerinden onu takip etmek, ortak arkadaşlarınızdan onunla ilgili haberler almaya çalışmak son derece yararsız hatta zararlı davranışlardır.

Aşk acısı, ayrılık acısı... Ne dersek diyelim. Her ne kadar, şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterebilse de,  temelde yoğun olarak hissedilen bazı ortak durumlar da vardır. Mesela; acının duygusal ve fiziksel olarak nasıl yaşandığı... Acı, gerçekten fiziksel olarak da hissedilmektedir. Özellikle göğüs ve mide kısımlarında acı veren kıpırdanmalar hissedilir. Bu hisler bazen kısa süreli olur; bazen günleri kaplayabilir. Duygusal olarak hissedilen acı ise belki de daha uzun süreli yaşanmaktadır. Çünkü beyin, geride bırakılan ilişkinin anılarıyla doludur ve bu anılar öyle kolay kolay gideceğe benzemez. En çok sorulan ve tehlikeli olan soru ise: ‘Neden?’ sorusudur. Neden böyle oldu? Neden gitti? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Ya da diğer taraftan ayrılığı kişiselleştirerek kendini suçlamak: “Bu ilişki, benim yüzümden bitti. Ben yürütemedim. Kesin yanlış birşeyler yaptım.” İşte bu noktada, zihin ilişki boyunca yaşananları sürekli şekilde hayal etme ve sorgulama içine girerek acıyı yaşamaya devam eder. Bunları gerçekçi bir şekilde değerlendirmek gerekir.  İlişkinin bitişine yönelik, bir nedene körü körüne saplanmak saplanmak sizi sadece mutsuz edecektir.

Sonuçta nasıl yaşanırsa yaşansın; istenmeden yaşanan ayrılıklar her şekilde acı vermektedir. Hele ki geride bırakılan için işler daha zor olmaktadır; çünkü ayrılık, kendi isteği dışında gelişmiştir. Belki önceden sinyallerini vermişti. “Biliyordum, ayrılacaktı eninde sonunda” ; demişti kendi kendine defalarca. Ama yine de belki hayaller, planlar vardı. Birlikte geçirilen güzel bir günün ardından bile özlüyordu onu ve aynı gün içinde belki kaç defa onun ellerini, yüzünü, bakışını, yürüyüşünü düşünmüştü.

Bu anlatılanlardan, tüm acıyı sadece terk edilen taraf hissediyormuş gibi düşünülmesin. Tabii ki, ayrılığa karar veren kişi için de durum zor olabilmektedir. Hele ki gerçek bir sevgi hissetmişse, ayrılma sebebi bir zorunluluktan kaynaklanıyorsa ya da bu karara mantıklı sayılabilecek birtakım sebeplerle varmışsa, ayrılmak onun için de zor olacaktır. Ama, sevgilisine hissettiklerinin bir hoşlanmadan öteye geçemediğini ya da eskiden sevmiş olduğu sevgilisini/eşini artık sevmediğini fark eden kişinin ayrılık kararı vermesi yerine göre belki de en doğru karardır.

Duygusal ilişkilerden çeşitli yönleriyle bahsetmeye çalıştım. Yazının başlığı aşk acısı ama zaten, aşkı her yönüyle anlatabilmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. O yüzden, bu yazımda aşk acısına değindik diyelim.   

Son olarak; önemli gördüğüm birkaç noktayla özet yapmak isterim:

İlişkinizi yaşarken, yaşamınızın diğer yönlerini askıya almayın. Aileniz, arkadaşlarınız, işleriniz, projeleriniz, dersleriniz vs... Burada, şöyle bir kare geldi gözümün önüne: Sevgilisine mesaj gönderdikten sonra ondan mesaj bekleyen kişi. O mesaj gelene kadar defalarca telefonu kontrol eder, kontrol etmezse bile aklı kulağı telefondadır. Mesaj gelene kadar da hayat sanki durur ve o süre içinde işlerini tam odaklanamadan yapar. İlişki anlarınızı nasıl yaşayacağınız konusunda size kimse karışamaz. Kafanızda olana, siz istemedikten sonra kimse yön veremez zaten. Ama yukarıda anlattığım gibi bir durumu arada bir değil, çok sıklıkla yaşıyorsanız; bunların size zarar vermeyeceğinden emin olun...

Sürdürmekte olduğunuz ilişkinizden bir şekilde yara aldığınızı düşünüyorsunuz ama ondan vazgeçemiyorsunuz... Bir ilişkiden yara almak ciddi bir durumdur. İşler daha fazla ilerlemeden bunu etraflıca değerlendirmenizi öneririm. Çünkü; sevdiğini kaybetme olasılığının verdiği panik içinde, pek az akla gelir; acaba doğru insan mı o benim için? İlişkimiz sağlıklı mı? Aynı şekilde; ilişki bittikten sonra da, onunla tekrar birlikte olmanın yollarını ararsınız bir süre. Yine, pek akla gelmez; gerçekten sağlıklı bir ilişki miydi diye. Belki de, sorunlu bir ilişki bitti ve bu bitişi yararınıza kullanmanız gerekbilir!! Lütfen iyi düşünün.

Aşkın güzel olduğunu kim inkar edebilir? Güzeldir ama aşkın yaşanmakta olan ilişki her zaman doğru bir ilişki demek değildir.... Aşkı yaşarken, içinde bulunduğunuz ilişkinin de öncelikle sağlıklı bir ilişki olup olmadığınıa kafa yormalısınız. Bir ilişki size ya da bazen ilişkinizle ilgili olabilecek birilerine daha zarar veriyor olabilir. Böyle yanlış bir aşk ilişkisi içinde olmak, özellikle ilerisi için, sizi içinden çıkılamayacak durumlara sürükleyebilir.

            O yüzden; aşkı ve sevgiyi en güzel ve en sağlıklı halleriyle yaşamınız dileklerimle :)



              


< GERİ DÖN